Jenn Ashworth’ün Beşinci Mektubu

Sevgili Nermin,

Dördüncü mektubun, seninle tanışmak üzere Manchester’dan yola çıktıktan sonra, ben uçaktayken yayınlandı. Bu yüzden, bu aslında bir nevi hileli tabir edebileceğimiz türden bir mektup oluyor çünkü akşamı birlikte geçirdikten sonra, otel odamda yazıyorum şu anda. Ve şimdiye kadar kesinlikle hiç ‘hile’ yapmadık – senin twitter kullandığını ve e-posta adresini bildiğim halde, her ikimiz de elimizi yüreğimize koyup, şu ana kadar sadece bu projeyle birbirimize gönderdiğimiz mektuplar aracılığıyla iletişim kurduğumuzu söyleyebiliriz.

Hız mı? Ne demek istediğini biliyorum. Her şeyi bir an önce yapıp bitirmek için üzerimizde müthiş bir baskı var ve artık birçoğumuz gerekli bütün ıvır zıvıra sahibiz ve bu da demek oluyor ki, pencerelerden dışarıya bakarak ve bekleyerek öylece avarelik etmeye iznimiz yok – tam tersi ‘aynı anda birçok iş yapmamız’, e-postalarımızı kontrol etmemiz gerekiyor. Tam olarak şu anda İstanbul’un göbeğinde otel Gradiva’da, evden çok uzakta olmama rağmen, bilgisayarım yanıbaşımda duruyor…

Buraya gelirken uçakta pencereden dışarıyı izleyerek, tam da bir yazarın yapması gerektiği gibi etrafta konuşulanlara kulak kabartabilmek için elektronik kitap okuyucumu (tabii ki, Orhan Pamuk’tan İstanbul’u okuyordum) ve uçakta gösterilmekte olan filmi kapatmayı da kendime hatırlatmak zorunda kaldım.

Okunacak bir sürü kitap ve görülecek bir sürü film, gidilecek bir sürü yer, tanışılacak bir sürü insan ve yapılacak bir sürü görüşme var. Yapılması gereken bütün işleri düşünmek, bazen insanı bunaltıyor ve bitkin düşürüyor. Böyle bir yapılması güç işler listesinin karşısında herkes yenilgiye mahkûmdur.

Yazmak da, eğer dikkatli olmazsam, mümkün olan en kısa zamanda derhal halletmem gereken bir görev haline gelebilir. Bana göre, bir öğretmen olmak ve yaratıcı yazmayı öğretmenin ne demek olabileceği üzerine dikkatlice düşünmek, ürüne daha az odaklanıp sürecin yavaş ve zaman zaman ara veren gizemine saygı göstermemi sağladı. Son mektuplarımızda, yazmanın bazen ne kadar korku verici ve riskli olabileceğinden bahsetmiştik. Yaptığımız şeyi yapmaya nasıl ‘cüret’ ettiğimizden. Belki de yavaş yavaş ilerlemek, söz konusu bu riski müzakere edilebilecek bir şey olarak görebilmemiz için bir başka yöntemdir. Öyle umuyorum. Bunu deneyeceğim, gerçi değerinizi göstermek ve yoğun bir şekilde çalışıyor olduğunuzu ispatlamak için oldukça düzenli bir şekilde yayın yapmanın gerektiği (hatta zorunlu olduğu) akademik bir ortamda çalışıyor olmak, bunu biraz zorlaştırıyor. Belki de bunu başka bir zaman daha detaylı konuşuruz.

İşte İstanbul’dayım. Ve benim için ne büyük bir değişiklik bu. Belki de mektubunda bahsettiğin ‘düşüp, yere kapaklanmak’, tam olarak bu değişiklik, evde-olmamayla ilgili duyduğum bu ani histir. Dünyanın bütün bu koşuşturma, görevler ve kendimize hazırladığımız yapılacak işler listelerinin yanından hızla geçip gitmesi. Yanıma iki hırka ve bir kalın manto aldım ve bu sabah Manchester’dan ayrılırken, arabamın buzunu çözmek zorunda kaldım. Ve şimdi İstanbul’da sıcaklık 27 derece ve taksiyle havaalanından şehre inerken (dehşet içinde kalarak, taksiyi paylaştığım Slovakya Büyükelçisinin bacağına yapıştığım için özür dilemek zorunda kaldığım korku dolu bir yolculuk) denizi ve henüz yükselmemiş olan turuncu dolunayı gördüm ve çimle kaplı banketlerde piknik yapan, barbekü yapan, akşam güneşinin tadını çıkaran insanların üstünde dalgalanan ezan sesini duydum. Bunları görmeden hızla geçip gitmek imkânsızdı – yakalandığım yoğun trafik sayesinde oturup bunu izlemek zorunda kaldım. Ve bekledim. Ne düşüneceğime karar vermek için hiç ecele etmeme gerek yok.

Ben, orada doğmuş ve büyümüş olmanıza rağmen size hep tuhaf gelen Lancashire’den geliyorum. Burası, Cumbria ve Büyük Manchester arasında sıkışıp kalmış bir yer – her iki yer de o kadar güçlü bir kimliğe sahip ki, Lancashire sanki biraz isimsiz, biraz belirsiz kalıyor. Bundan hoşlanıyorum. Lancashire, iki büyük şehrin gölgesi altında ve bence bir yazar da gölgelerin peşinden koşmalı. Cumbria, ateşli ve güzel bir yer – Romantik bir tabirle, görkemli ve edebiyat yüklü bir yer. Manchester şahane bir yer – dünyanın dört bir yanından gelen insanlara yuva olmuş, gey topluluğuyla, müziğiyle, çalışan insanlarının bıraktığı eserleri ile gurur duyan bir yer. Ama ben Preston’luyum. Doğduğum ve şu anda yaşadığım yer burası.

Preston’da en sevdiğim yer, bu küçük şehrin göbeğindeki Avenham Parkı’dır. Çınar ağaçlarıyla doluydu burası, fakat bir ya da iki sene önce bunların hepsi hastalandı ve kesilmek zorunda kaldı. Küçük kızım bunun için çok ağladı ve ben de böylesine büyük ve yoksun görünmesine hâlâ alışamadım gerçekten. Okulu kırdığım zamanlarda (sık sık) ya kütüphanede olurdum, ya da bu parkta. Parkta bir Japon su bahçesi var ve parkın içindeki bankların üzerinde dökme demirden Sfenks büstleri duruyor ve eski bisikletler ve alışveriş arabalarıyla tıkalı kahverengi, tembel, kirli nehir, parkın içinden kıvrılarak ilerliyor, sonra şehri arşınlıyor ve bazen de yakınındaki evleri basıyor. Nehir, yakınlardaki zehirli ve yosun kaplı marinaya dökülüyor.

Preston ve özellikle de park ikinci romanım olan Cold Light’ta yer alan önemli yerlerdi. Kitabı, onu okuyanların çoğunun bu yerle ilgili hiçbir bilgisi olmayacağını ve böylece diğer insanlardan ve kitaplardan bu yer hakkında onlara aktarılmış olabilecek zayıf ve yetersiz izlenimler ve klişelerle boğuşmak zorunda kalmayacaklarını düşünerek yazdım. Preston’u bana hep hissettirdiği gibi biraz tuhaf, gizemli, anlaşılması güç ve sıra dışı bir yer olarak, olduğu gibi yansıttım. Manchester’da harika zaman geçireceksin, ama buraya geldiğinde belki seni biraz daha kuzeye doğru davet edebilirim?

Jenn

Jenn Ashworth

Jenn Ashworth’s first novel A Kind of Intimacy was published in 2009 and won a Society of Authors’ Betty Trask Award. Her second, Cold Light was published in 2011. She was featured on a BBC Culture Show Special as one of Britian’s 12 best new novelists and her work has been translated into French, German and Italian. She writes an award winning blog at www.jennashworth.co.uk/blog and lectures in Creative Writing at the University of Lancaster. Her next novel is called The Friday Gospels and is due out early next year.
—-
Jenn Ashworth’un ilk romanı olan “A kind of Intimacy”, 2009 yılında yayınlanmış ve Yazarlar Toplumu’nun Betty Trask Ödülünü kazanmıştır. İkinci romanı olan “Cold Light”, 2011 yılında yayınlanmıştır. BBC Kültür Şovu Özel bölümlerinden birinde Britanya’nın en iyi 13 yeni roman yazarından biri olarak gösterilmiş ve kitabı Fransızca, Almanca ve İtalyancaya çevrilmiştir. www.jennashworth.co.uk/blog adresinde ödüllü bir blog yazmakta ve Lancaster Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazım üzerine ders vermektedir. “Friday Gospels” adındaki son romanı 2013’ün başlarında yayımlanacaktır.

Read an extract of Cold Light – English | Turkish

Posted in Letters
One comment on “Jenn Ashworth’ün Beşinci Mektubu
  1. Ashley says:

    Thanks Jenn! I’d forgotton what Preston & Manchester were like! I look forward to Nermin’s reaction to those northern cities but in the meantime how about more impressions of Istanbul & of course meeting Nermin.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Manchester Mektupları Hakkında

Manchester Letters features an online correspondence between UK author Jenn Ashworth and Turkish writer Nermin Yildirim. Over the course of the next few months, they will be sharing insights into their working lives; discussing current works in progress, sources of inspiration and how their social and political environments impacts on their creativity.

Read more

#manchesterletters