Jenn Ashworth’ün ilk Mektubu

Sevgili Nermin,

Ne zaman bir başka yazarla tanışsam, onun yazma süreci hakkında sorular sormak isterim hep. Bunlar sıradan sorular gibi görünseler de bence yazma hakkında önemli şeyler anlatırlar – kitabın yayınlanmasından önce olup bitenlerin çoğu bir gizemdir – bu süreç hem okuyucudan gizlenir (muhtemelen sadece bitmiş olan ürünü görürler ve asla bunu yaratan kişiyle tanışmazlar) hem de belki bazen yazarın kendisi için bile gizemlidir. Yazarların fikir kaynaklarının ne olduğunu kim gerçekten söyleyebilir?

Bu yüzden bu ilk blog mektubunda (kendi içinde biraz gizemli bir kavram – sana bir mektup yazıyorum, Nermin, ve birçok kişi tarafından okunacağını, hatta henüz sana ulaşmadan önce benim dilimden seninkine tercüme edilmiş olacağını biliyorum) kendi yazma sürecim hakkında biraz bilgi vereceğim ve seninki hakkında da sorular soracağım.

Sanırım birbirimizle iletişim kurma yöntemimiz, seninle konuşmak istediğim konu türlerini biraz etkiledi. Hem benzer yönlerimizi kapsayan konular hem de mektuplarımızı okuyan diğer insanların bizi ‘gizlice dinlerken’ ilgilerini çekeceğini düşündüğüm konular seçtim!

Ben neredeyse her zaman gece yazmayı tercih ederim, ve bilgisayarımda. Bunun aslında en önemli nedeni, bu şekilde uygun olması – günlerim çok yoğun: iş, öğrenciler ve çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılamakla dolu tamamen. Daha sakin ve sessiz bir hayat isterdim (kim istemez!), oysaki her zaman çok fazla konuşma yapıyoruz – telefon görüşmeleri, ders anlatımı, çocuk şarkıları söyleme, uyku öncesi öyküler okuma ve kapıya bakma. Biraz sükûnet ve bölünmeden çalışma garantisi olan tek zaman dilimi geceleri gibi geliyor. Bilgisayar da şart – kalemle yazmayı sevmediğimden ya da el yazım kötü olduğu için değil – bilgisayarda çok hızlı yazabildiğim ve çok hızlı silebildiğim için – zamanı ya da malzemelerimi asla boşa harcamadığımı hissediyorum o zaman. Karanlık, bazen büsbütün bir rüyanın içindeymişim gibi hissetmeme sebep oluyor.

Sanırım yazmaya ayırmak isteyebileceğim kadar çok zamana sahip değilim. Senin için de durum böyle mi? Yaşadığım yer olan Preston’dan çalıştığım Lancaster’a doğru M6 otoyolu boyunca arabayı bir aşağı bir yukarı sürerken sürekli olarak yazacağım konular hakkında düşünüyorum. Sık sık yağmur yağıyor ve silecekler son hızla çalışıyor ve sonra, yazacağım bir sonraki bölümü planlama aşaması geceleri huzur içinde uykuya dalmama engel oluyor!

Sıkıştırılmış zamanlar ve ev-iş arasında yaptığım yolculuklar boyunca gerçekleştirdiğim düşünme süreci, genellikle bilgisayarımın başına geçtiğimde içimde büyük bir hevesin birikmiş olmasına sebep oluyor ve hiç beklemeksizin yazmaya başlamaya hazır oluyorum. Çok hoş bir acele etme hissi yaşıyorum. Mümkün olduğunca uzun bir süre çalışıyorum – hatta bütün gece – ama hevesim artık kaçana dek çoğunlukla iki ya da üç saat çok hızlı bir şekilde geçip gitmiş oluyor. Şimdi düşünüyorum da, yazma sürecimde arabamın büyük bir rolü var – yıllar önce bir hapishanede çalışıyordum ve öğlen saatinde kaçıp arabama oturarak ikinci romanımın ilk taslaklarını yazmıştım, üstelik el yazısıyla.

Eskiden oldukça hızlı yazardım ve birçok taslak oluştururdum. İlk romanım, yaklaşık yedi taslaktan sonra yazıldı – bu da bilgisayar başında geçen sayısız saatler ve uykusuz geceler anlamına geliyor. Bu sürecin neden değiştiğinden çok emin değilim – belki de artık daha tecrübeliyim ve hangi tekniklerin ve konu alanlarının işe yarayacağını ve hangilerinin işe yaramayacağını önce denemek zorunda kalmadan tahmin edebiliyorumdur. Sonuçta kesinlikle daha az taslak oluşturuyorum artık ve daha yavaş yazıyorum. Bu süre boyunca yazma becerimin gelişmiş olduğunu düşünüyorum, ama gerçi bunu söylemek bana düşmez.

Kendi (Bir sonraki cümlede tekrar oluyor.) yazma sürecinle ilgili biraz bilgi verir misin? Senin için esrarengiz olan ya da seni şaşırtan durumlar var mı? Yazarlığı diğer sorumluluklarınla bir arada nasıl götürüyorsun? Son yıllarda yazma sürecinde değişiklikler oldu mu?

Mektubuma burada son veriyorum ve bu mektubun beklentilerini karşıladığını umuyorum. En içten dileklerimle ve görüşmek üzere.

Jenn

Jenn Ashworth

Jenn Ashworth’s first novel A Kind of Intimacy was published in 2009 and won a Society of Authors’ Betty Trask Award. Her second, Cold Light was published in 2011. She was featured on a BBC Culture Show Special as one of Britian’s 12 best new novelists and her work has been translated into French, German and Italian. She writes an award winning blog at www.jennashworth.co.uk/blog and lectures in Creative Writing at the University of Lancaster. Her next novel is called The Friday Gospels and is due out early next year.
—-
Jenn Ashworth’un ilk romanı olan “A kind of Intimacy”, 2009 yılında yayınlanmış ve Yazarlar Toplumu’nun Betty Trask Ödülünü kazanmıştır. İkinci romanı olan “Cold Light”, 2011 yılında yayınlanmıştır. BBC Kültür Şovu Özel bölümlerinden birinde Britanya’nın en iyi 13 yeni roman yazarından biri olarak gösterilmiş ve kitabı Fransızca, Almanca ve İtalyancaya çevrilmiştir. www.jennashworth.co.uk/blog adresinde ödüllü bir blog yazmakta ve Lancaster Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazım üzerine ders vermektedir. “Friday Gospels” adındaki son romanı 2013’ün başlarında yayımlanacaktır.

Read an extract of Cold Light – English | Turkish

Posted in Letters
2 comments on “Jenn Ashworth’ün ilk Mektubu
  1. Kator says:

    Hi, I am a writer and have found the piece of writing by Jenn quite inspiring. I wish she can help go through my novel before I am able to publish it. How possible is this please? I am a Nigeria and live in Nigeria currently.
    Many thanks.
    Kator

  2. Ashley says:

    I also write but in my 60 odd years I remain unpublished. With full time work I suppose I’ve not really tried to become published. Writing at night is good. The rest of the world, well my world,is asleep & what has been building up over the day(s) finally takes on a shape & a colour. It can be a difficult process. I write poetry.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Manchester Mektupları Hakkında

Manchester Letters features an online correspondence between UK author Jenn Ashworth and Turkish writer Nermin Yildirim. Over the course of the next few months, they will be sharing insights into their working lives; discussing current works in progress, sources of inspiration and how their social and political environments impacts on their creativity.

Read more

#manchesterletters