Jenn’in Dördüncü Mektubu

Sevgili Nermin

Zaman biz farkına varmadan hızla akıp gidiyor ve ben seninle tanışmak ve yaşadığın şehri görmek için o kadar heyecanlıyım ki. Haklısın: İstanbul’a ilk gelişim olacak. Şehrin sunabileceği her şeyin tadını çıkarmak için sabırsızlanıyorum. The New York Times’da şu makaleyi okudum. Bunları görmek için zamanımız olacak mı sence? Kesinlikle kaçırmamam gereken başka bir şey var mı? Ya sen? Daha önce Manchester’a geldin mi hiç? Sana etrafı göstermeyi çok isterim. Yalnız, Manchester’ın takma adının ‘yağmurlu şehir’ olduğunu biliyorsundur, değil mi? Şemsiye getirmeyi sakın unutma!

Kullandığım karakterlerin tarihsel ve sosyal bağlamda gerçeğine tam olarak uygun olduğundan emin olabilmek için araştırma yapmak konusunda ne düşündüğümü sormuşsun. Teorik olarak sana katılmakla birlikte şimdiye kadar bu tür bir araştırma yaptığımı söyleyemem – bunun ana sebebi, sanırım, şu ana dek yazmış olduğum romanların, içinde büyüdüğüm ve çok iyi bildiğim yerlerde geçiyor ve aşina olduğum insanlar hakkında olmasıdır – aynı sosyal sınıftan gelip aynı ekonomik altyapıya sahip olan insanlar. Bu beni pek maceracı olmayan bir yazar yapıyor olabilir ama öte yandan, ‘bildiğimi’ yazıyorum. Bazen, objektif olmak için yeteri kadar mesafede olmadığım konusunda endişe duyuyorum, buna karşın eserimin otantik olmasını sağlayan gerçekten yaşanmış detayları kullanabiliyorum. Yani umuyorum, her neyse.

Gerçi dördüncü kitabımda bunların hepsi değişebilir. Bundan sonra ne yazabileceğim ile ilgili şu anda çok çok üstünkörü, sadece biraz düşünüyorum. 1960larda küçük bir Kuzey sahil kasabası ve oraya İskoçya’dan gelen, hastaları iyileştirme gücü olan adeta melek gibi olağanüstü güzel gey bir adam hakkında yazabilirim. Ama yine de sen kimseye söyleme – henüz tam karar vermedim!

Bu konuda beni endişelendiren birkaç nokta var – ilk olarak, küçük Kuzey sahil kasabalarında 1960ların kültürünün nasıl olduğu (Londra gibi değil – cinsel devrimin oralara kadar biraz gecikmeli olarak ulaştığını sanıyorum!) ve ayrıca gey bir karakter hakkında yazmak konularında çok araştırma yapmam gerektiğini biliyorum. Araştırmalar yaparak yeterli olduğumu kanıtlayana kadar o kişinin öyküsünü anlatmaya yetkim ya da hakkım olduğunu hissedemem – kendimi yetkin hissetmem için belki araştırma yapmak bile yeterli gelmeyebilir. Bana bir yazar demişti ki, eğer yazmayı düşündüğün kitap seni birazcık korkutmuyorsa, muhtemelen yazman gereken doğru kitap değildir bu. Belki de yazmak biraz kokutucu olmalı, hem okur hem de yazar risk aldığını hissetmeli. Ve belki de yazma işi ve bunun gerçekten ne anlama geldiği ile ilgili ne kadar çok düşünürsen göze o kadar riskli görünür. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Sana sormak istediğim bir başka şey de – internet konusu. Bu proje gereği birbirimize eski moda mektuplar yazdığımızı biliyorum, fakat eğer internet olmasaydı, bu kesinlikle mümkün olmazdı. Ve her ikimizin de twitter hesabı var. Facebook kullanıyorum ve bir blog yazıyorum – birbirimize e-mail yazarak görüştüğümüz bir sürü arkadaşım var ve kitaplarımı okuyan insanlardan e-mail almak hoşuma gidiyor. Şu anda çevrimiçi yaşanan hayat gerçekten büyük miktarda yazmaya dayalı bir uğraşı olarak görünüyor ve insanlar arasında mükemmel bir şekilde bağlantı kurulmasını sağlayan ve bizimki gibi gelişip büyüyen bir arkadaşlık olasılığını teşvik eden bir tarafının olmasının yanı sıra bir miktar ayrık, sığ ve gerçek dışı bir şey var. Bazen bundan tamamen kopmak istiyorum, bazen kendimi olabildiğince bunun içine sokmak istiyorum. Kitapları yayınlanan bir yazar olarak, kendini internette tanıtmak için üstünde bir baskı hissediyor musun – yapıtının tanıtımına yardımı olsun diye sosyal medyayı kullanmak ve ‘çevrimiçi’ olmak gibi? Bundan zevk mi alırsın, yoksa zahmetli mi gelir? Rol yapmak, öykülerle oyun oynamak ve karakterinden bir parçayı çevrimiçi olarak nasıl sergileyebileceği ile ilgili kafa yormaktan hoşlanan bir yazar için sevimli bir oyun oynama ortamı var orada.

Zaman içinde değişen yazma potansiyelimiz hakkında söylediklerin gerçekten hoşuma gitti – tıpkı yeteneklerimiz ve ilgi alanlarımız gibi ve hatta belki dünyaya bakışımız (son mektubunda telaffuz ettiğin gibi ‘bizim gerçekliğimiz’) biz yol aldıkça değişebilir ya da olgunlaşabilir, hatta belki gelişebilir. Şu ana kadar kendinde ve yazılarında bu tür bir değişiklik fark ettin mi? Biz henüz yeni başlıyoruz, değil mi, göreceğimiz çok gün var daha. Ben eskiye nazaran kesinlikle daha az düşmanca yazdığımın farkındayım – daha az katı. İlk iki kitabım, insanlar ve birbirlerine yaptıkları, dürüst olmaktan nasıl çıktığımız ve anlattığımız öykülerle birbirimizi nasıl incittiğimiz hakkında oldukça sertti. Bunlar kısmen doğru aslında ama tamamen değil. The Friday Gospels, mutlu sonla yazdığım ilk kitap – insanoğlunun neredeyse iyi olduğu, en azından bazen. Belki de yaşlandıkça yumuşuyorum! Sanırım sözünü ettiğin yapboz, bir yazarın bütün kariyeri boyunca yaptığı çalışmalar için de geçerli – belki de ancak çok yaşlı iki bayan olduğumuz zaman geriye dönüp de yazmış olduğumuz bütün kitap ve öykülerin yapboz parçalarına baktığımızda kendi dünyaya bakış açımızla ilgili bir fikrimiz olacak. Ne düşünce ama!

Seni bu tuhaf düşünceyle baş başa bırakarak, en iyi dileklerimi sunuyor, bir sonraki mektubunu sabırsızlıkla bekliyorum.

Jenn

Jenn Ashworth

Jenn Ashworth’s first novel A Kind of Intimacy was published in 2009 and won a Society of Authors’ Betty Trask Award. Her second, Cold Light was published in 2011. She was featured on a BBC Culture Show Special as one of Britian’s 12 best new novelists and her work has been translated into French, German and Italian. She writes an award winning blog at www.jennashworth.co.uk/blog and lectures in Creative Writing at the University of Lancaster. Her next novel is called The Friday Gospels and is due out early next year.
—-
Jenn Ashworth’un ilk romanı olan “A kind of Intimacy”, 2009 yılında yayınlanmış ve Yazarlar Toplumu’nun Betty Trask Ödülünü kazanmıştır. İkinci romanı olan “Cold Light”, 2011 yılında yayınlanmıştır. BBC Kültür Şovu Özel bölümlerinden birinde Britanya’nın en iyi 13 yeni roman yazarından biri olarak gösterilmiş ve kitabı Fransızca, Almanca ve İtalyancaya çevrilmiştir. www.jennashworth.co.uk/blog adresinde ödüllü bir blog yazmakta ve Lancaster Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazım üzerine ders vermektedir. “Friday Gospels” adındaki son romanı 2013’ün başlarında yayımlanacaktır.

Read an extract of Cold Light – English | Turkish

Posted in Letters
One comment on “Jenn’in Dördüncü Mektubu
  1. Ashley says:

    Hello Jenn. Great letter again. I’m older so my letter writing began in handwriting & whilst the internet is great for research I don’t really trust online social networks. So from an older perspective the computer is just a glorified typewriter, a tool, that’s all. Also from my older perspective, the world looks like a different, almost alien, place from when I was growing up. The world changes & so does our understanding & our articulation of things. Looking forward to your next letter!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Manchester Mektupları Hakkında

Manchester Letters features an online correspondence between UK author Jenn Ashworth and Turkish writer Nermin Yildirim. Over the course of the next few months, they will be sharing insights into their working lives; discussing current works in progress, sources of inspiration and how their social and political environments impacts on their creativity.

Read more

#manchesterletters