Jenn Asworth’ün Üçüncü Mektubu

Sevgili Nermin,

Bir başka muhteşem mektup ve bu hafta üzerinde düşünmem için birçok ilgi çekici konu daha.

Okuyucularını ‘arada bir zahmete sokma’ isteğin ile ilgili söylediklerine bayıldım, çünkü bu doğrudan şu ana dek üzerinde konuştuğumuz birkaç konunun özünde yer alıyor. Kendilerini eğlendirici insanlar olarak gören bazı yazarlar olduğunun farkındayım – onların görevi okuyucularına güzel zaman geçirtmek, onları şaşırtmak ya da heyecanlandırmak ya da onları zekice kurgulanmış bir bulmacayla ya da ahlaki bir problemle karşı karşıya bırakmaktır, ancak, bu kitaplarda her şey sona erdiğinde okur kendini başladığı noktada bulur. Bu kitaplar, uyuşturucu hap kullanmak ya da çok fazla içmek gibi – yoğun ve cezbedici duygusal bir deneyimdir, ancak, etkisini kaybettiği andan itibaren tamamen eski halinize dönersiniz. Bir de sanırım yazarken okurlarını kesinlikle göz önünde bulundurmayan bazı yazarlar var – onlar metni oluştururken, yapılması mümkün olabilecek her şeyin sınırlarını zorlamak istiyorlar. Sadece biçemle, yapıyla ilgileniyorlar ve onlar için önemli olan, romanın yeni ve farklı görünmesi ve bu karmaşık ve bölük pörçük dünyaya gerçekten hitap edebilmesidir – ‘arada bir zahmete sokmak’ gibi bir düşünce de asla umurlarında değildir – okuyucuyu baştan aşağı sarsmak istiyorlar! Ve bir yazar olarak bu yelpazede ne tarafa düşerseniz düşün, bazı okurlarınız doğru yapmadığınızı söyleyip şikâyet edecektir – ya sadece diğer yazarların kaygılanacağı saçma bir post modernlik arzusu ile yazıyorsunuzdur, ya da daha önce bazılarının başka bazı yerlerde yaptığı aynı şeyleri ısıtıp ısıtıp ortaya koyuyorsunuzdur. Ve romanınız er ya da geç unutulmaya mahkûmdur ve okuyucunuza iyi vakit geçirmek isterken herkesin gözünde tamamen suçlu duruma düşersiniz!

Ben, okuyucularımla kenetlenmeyi – onlara başta yabancı gelse bile sonra anlayabilecekleri şeyleri sunmayı seviyorum –bu belki de beni daha işini sağlama alan bir yazar yapıyor – yani ilk bahsettiğim tarzda bir yazar? Bir roman yazarı olarak sadece diğer kitaplarla yarışmayız – potansiyel bir okurun aklını çelip televizyon, internet, sinema ve diğer bütün öykülemeli sanat türlerinden uzaklaştırarak ilgiyi üzerimize çekmemiz gerekiyor. Ben metni oluştururken okuyucuyu cezbederek kitabın içine sokabilmek için belirsizlik ve gizem ögelerini kullanıyorum – ve sonunda kitaplarımın onlara bundan biraz daha fazlasını veriyor olmasını umuyorum. Ama asla unutmadığım bir şey var ki, bir kitap, okunana kadar gerçekten var sayılamaz ve ben kitaplarımın erişilebilir olmasını istiyorum – insanları baştan çıkarıp okunmalarını istiyorum.

Yalnız, itiraf etmeliyim ki sen de kesinlikle haklısın, okurların ara sıra zorluklarla mücadele etmek zorunda kalmalarını beklemek fikri de doğru – örneğin yabancı kelime ve düşünceleri araştırmaları – karakterleri ve sahneleri onların alışkın olmadığı bir tarzda ele almak, onları rahatsız eden bazı fikirler öne sürmek, ya da okurlarımızı gerçekten zor bir yapı ve biçemle karşı karşıya bırakmak – yeni ve üzerinde çalışılması gereken ve elindeki bütün hazineyi hemencecik karşısındakine teslim etmeyen bir tarz. Bunun için muazzam derecede – cesur diyecektim, fakat galiba asıl sözcük kibirli –olmak gerekiyor, öyle değil mi? Elinde karşındakine verebileceğin yeni bir şey olduğunu düşünmek nasıl bir şey? Sence bir yazar cesaretini nereden alıyor?

The Friday Gospels ile ana karakteri yazarken biçem ile ilgili bolca bu tür kararlar vermem gerekti – ne kadar bilgi vereceğim, ne kadarını telaffuz edeceğim, okuyucuya ne kadar ‘zahmet’ (ne kadar harika, kibar bir kelime) vermeye hakkım olduğu gibi. Kendi hayatlarımızda hayali bir izleyiciye her bir küçük detayı açıklayarak gezinmeyiz etrafta, öyle değil mi? Kullandığım karakterlerin de bunu yapmasına izin vermedim. Bu yüzden romanın bazı bölümleri, Mormon altyapısı olmayan okurlara yabancı ve tuhaf gelecektir. Fakat bununla yaşayabilirim. Asla insanları eğitmek gibi bir niyetim olmadı, (ama bence de eğer kitaplar bunu yapabilirse gerçekten mükemmel olur) ben sadece sorular sormak ve çok iyi bildiğim bir kültürle ilgili hissettiğim merakı paylaşmak istedim.

Senin gibi ben de gerçekçilik ile ilgili düşüncelerim tarafından yönlendiriliyorum – insanları ve nesneleri ‘gerçekte oldukları gibi’ betimleyen kitapların iyi kitaplar olduğuna inanırım – fakat bunu yazarken bile, tartışılmaz olmaktan çıktığımız fikrine kapıldığımı fark ederek hayret ediyorum – realizmin temelindeki varsayım olan bir şey hakkında ‘gerçekte olduğu şekliyle’ bahsetmek ya da ‘her şeyin gerçekte olduğu şekli’ diye bir şey olup olmadığı konusunda herhangi bir iddiada bulunabilmek için kurgusal nesirden faydalanılabileceği gerçeği. Bu konuya hiç kafa yorar mısın? Ben, kesinlikle. Peki, yazılarında bu nasıl gösteriyor kendini?

Yaptığın araştırma hakkında yazdıkların – Auschwitz’e yaptığın geziler – bence tarihin o bölümünü ele alman senin ne kadar korkusuz biri olduğunu gösteriyor – o olayların anlamı ve bıraktığı etki – insanoğlunun şerri ve ıstırabı çoğu kişinin algılayamayacağı derecede muazzamdır ve bir yazarın bu konuda yazma görevini üstlenmesi, kesinlikle olağanüstü bir durum. Bir sorum olacak – bu tür konularda yazmaya yeterli kapasiten olup olmadığından korktuğun olur mu hiç? Yazamayacağını düşündüğün herhangi bir konu var mı? Realist bir romanla hakkından gelinemeyeceğini düşündüğün konular var mı? Kurgu olmayan, araştırmalarına dayalı bir eser yazdığını söylüyorsun – merak ediyorum, realist bir kurgunun dokunamayacağı yerler var mıdır? Bu sorulara benim verebileceğim bir cevabım yok, ama seninkileri duymayı çok isterim.

Kendine iyi bak

Jenn x

Jenn Ashworth

Jenn Ashworth’s first novel A Kind of Intimacy was published in 2009 and won a Society of Authors’ Betty Trask Award. Her second, Cold Light was published in 2011. She was featured on a BBC Culture Show Special as one of Britian’s 12 best new novelists and her work has been translated into French, German and Italian. She writes an award winning blog at www.jennashworth.co.uk/blog and lectures in Creative Writing at the University of Lancaster. Her next novel is called The Friday Gospels and is due out early next year.
—-
Jenn Ashworth’un ilk romanı olan “A kind of Intimacy”, 2009 yılında yayınlanmış ve Yazarlar Toplumu’nun Betty Trask Ödülünü kazanmıştır. İkinci romanı olan “Cold Light”, 2011 yılında yayınlanmıştır. BBC Kültür Şovu Özel bölümlerinden birinde Britanya’nın en iyi 13 yeni roman yazarından biri olarak gösterilmiş ve kitabı Fransızca, Almanca ve İtalyancaya çevrilmiştir. www.jennashworth.co.uk/blog adresinde ödüllü bir blog yazmakta ve Lancaster Üniversitesi’nde Yaratıcı Yazım üzerine ders vermektedir. “Friday Gospels” adındaki son romanı 2013’ün başlarında yayımlanacaktır.

Read an extract of Cold Light – English | Turkish

Posted in Letters
One comment on “Jenn Asworth’ün Üçüncü Mektubu
  1. Ashley says:

    Jenn, another thought provoking letter, so many questions. I look forward to Nermin’s reply.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

Manchester Mektupları Hakkında

Manchester Letters features an online correspondence between UK author Jenn Ashworth and Turkish writer Nermin Yildirim. Over the course of the next few months, they will be sharing insights into their working lives; discussing current works in progress, sources of inspiration and how their social and political environments impacts on their creativity.

Read more

#manchesterletters